27 Aralık 2019 Cuma

2020 yılı için işsizlik maaşı belli oldu

2020 yılındaki işsizlik maaşı da asgari ücret zammı ardından açıklandı
Asgari ücret zammının açıklanmasının ardından 2020 yılındaki işsizlik maaşı da belli oldu. Buna göre brüt asgari ücret üzerinden hesaplanan işsizlik maaşı 2020’de en düşük bin 177 lira, en yüksek 2 bin 354 lira olarak uygulanacak.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Selçuk, asgari ücretin 1 Ocak 2020 tarihinden itibaren brüt 2 bin 943 lira, net 2 bin 324 lira 70 kuruş olacağını açıkladı. Bu açıklamayla işsizlik maaşları da belli oldu. Bu maaşın sınırları geçerli asgari ücrete göre belirleniyor ve en düşüğü brüt asgari ücretin yüzde 40'ı, en yükseği ise yüzde 80’i oranında oluyor. Bu ücretten sadece damga vergisi kesiliyor. Bu detaylar ışığında damga vergisi kesilmeden önce işsizlik maaşı 2020 yılında en düşük bin 177 lira, en yüksek 2 bin 354 lira olarak uygulanacak.

13 Aralık 2019 Cuma

İstifa eden işsizlik maaşı alabilir mi?

İş yerinde çalışanların iş sözleşmeleri tek taraflı işveren tarafından sonlandırıldığı zaman Türkiye İş Kurumu belirli bir süre işsizlik maaşı sağlamaktadır. İstifa eden kişilere de aynı koşullar sağlanabilir mi ?
Herhangi bir iş yerinde çalışan vatandaşlar, iş sözleşmeleri tek taraflı olarak işverenleri tarafından feshedilirse yani bu işçiler işten rızaları dışında çıkarılırsa, bu çıkarılma sonrası hem işçiler hem de bakmakla yükümlü oldukları aileleri hayatlarını devam ettirebilmeleri için Türkiye İş Kurumu tarafından belirli bir süre işsizlik maaşı almaktadırlar. Çalışanlar böyle bir durumla karşı karşıya kaldıkları zaman 10 aya varan işsizlik maaşı imkânından yararlanabilmektedirler. İşsizlik maaşı genel olarak işten çıkarılan kişilere veriliyor. Ancak işten kendi rızaları ile çıkan yani istifa eden vatandaşlar işsizlik maaşı alabilme imkânlarının bulunup bulunmadığını oldukça fazla merak etmektedir.

İstifa eden kişi işsizlik maaşı alabilir mi?

Kendi istekleri ile herhangi bir gerekçe başvurup bunu sunmadan işten ayrılanlar yani istifa edenler hiçbir şekilde işsizlik ödeneği (işsizlik maaşı) alamamaktadırlar. Ancak, 4857 Sayılı İş Kanunu tarafından ‘haklı fesih' olarak tanımlanan durumlarda çalışanların işsizlik maaşı almak hakları bulunmaktadır.

Haklı fesihle istifa eden çalışanlar, haklı olduklarını ispatlarsa işsizlik maaşına başvurabiliyor. Eğer işten çıkış konusu yargıya intikal etmiş ise davanın sonucuna göre yine işsizlik maaşı alabilirler.

Haklı sebepler;
Maaşın ödenmemesi,
Gerçek ücretin saklanması,
Mobbing,
İyi niyet ve ahlak kurallarına uyulmaması,
Sağlık gerekçeleri,
Sözleşmeye uyulmaması gibi haller olarak bilinmektedir.

Bu durumlar haklı fesih kapsamına girmektedir. Eğer işçi bu durumların bir ya da birden fazlasına çalıştığı iş yerinde maruz kaldıysa ve bu gerekçeyle işten ayrıldıysa ve bunu rapor edip işten çıkmasına neden olarak gösterirse işsizlik ödeneği alabilmektedir.

17 Kasım 2019 Pazar

26 mesleğe daha yeterlilik belgesi şartı geldi

Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, 26 mesleğe daha Mesleki Yeterlilik Belgesi zorunluluğu getirdiklerini bildirdi.
Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, yaptığı yazılı açıklamasında, Mesleki Yeterlilik Belgesinin önemine değinerek, 2015 yılından itibaren uygulanan belge zorunluluğu ile iş kazalarının azaldığını ve iş piyasasının ihtiyaç duyduğu nitelikli ve belgeli işgücünün çalışma hayatına kazandırıldığını bildirdi.

Selçuk, 26 mesleğe daha Mesleki Yeterlilik Belgesi zorunluluğu getirdiklerini, bugüne kadar belge zorunluluğu getirilmiş meslek sayısının 143’e yükseltildiğini kaydederek, “Aralarında, ‘Taşlama Tezgah İşçisi’, ‘Haddeci’, ‘İplik Operatörü’, ‘Tarihi Eser Koruma ve Restorasyon Elemanı’, ‘Deri İşlenti Operatörü’, ‘Liman Forklift Operatörü’, ‘Yüksek Gerilim Montaj ve Teçhizat Test Elamanı’nın da olduğu mesleklerde belgesiz işçi çalıştıran iş yerlerinde, işveren veya işveren vekiline tebliğ yayın tarihinden bir yıl sonra para cezası uygulanacaktır. Bu bakımdan işverenlerimizin ve işçilerimizin bu konuda duyarlı olması gereklidir” dedi.

‘SINAV VE BELGE ÜCRETLERİ DEVLET TARAFINDAN ÖDENİYOR’

Bakan Selçuk, mesleki yeterlilik belgesi sınav ve belge ücretlerinin de hükümet tarafından karşılandığını belirterek, “Bu teşvik ile birlikte çalışan ve işverenlerimize ilave mali yük getirmeden çalışanlarının bilgi, beceri ve yetkinliklerini ölçme, değerlendirme ve belgelendirmesi olanağı sağlıyoruz. Bu çerçevede 718 bin 668’i zorunluluk kapsamındaki mesleklerde olmak üzere toplamda 792 bin 695 adet Mesleki Yeterlilik Kurumu; mesleki yeterlilik belgesi verdik” ifadelerini kullandı.

BELGE ZORUNLULUĞUNDA GEREKLİ EVRAKLAR

Mesleki Yeterlilik belgesi zorunluluğunda tebliğ yayım tarihinden itibaren 12 ay sonra belgesiz kişiler çalıştırılamamaktadır. Buna göre, tebliğlerde yer alan mesleklerde çalışan kişilerin Mesleki Yeterlilik Kurumu mesleki yeterlilik belgesi, ustalık belgesi veya mesleki ve teknik eğitim programlarından (meslek lisesi) ilgili alan ve dallardan alınmış diplomaya sahip olmaları gerekmektedir. Bu üç belge dışında yer alan belgeler belge zorunluluğu kapsamında çalışma şartını karşılamamaktadır.

7 Ekim 2019 Pazartesi

Emekli olunca ne kadar aylık alırım?

Milliyet'ten Cem Kılıç, emekli aylığının nasıl hesaplanacağını bugünkü köşesinde yazdı. İşte Kılıç'ın yazısı...

Birçok çalışan emekliliğe yakın yıllarda işverene para ödemeyi teklif ederek yüksek ücretten SGK’ya bildirilmek istiyor. Bazı durumlarda çalıştıkça emekli aylığının düşmesi söz konusu olabiliyor. Bu yazımızda emekli aylığının nasıl hesaplandığını inceleyeceğiz...

Pek çok kişi, emekliliğe yakın dönemde primleri yüksek olursa emekli aylığının yüksek olacağına inanıyor. Hatta bu nedenle pek çok çalışanın emekliliğe yakın yıllarda işverenlere parasını ödemeyi teklif ederek yüksek ücretten SGK’ya bildirilmek istediğini biliyoruz.

Halbuki emekli aylığının hesabında prim ödenen bütün günler dikkate alınıyor. Diğer yandan bazı durumlarda ne yazık ki çalıştıkça emekli aylığının düşmesi söz konusu olabiliyor.
Emekli aylıklarının hesaplanması yönteminde memur, kendi hesabına çalışan ve işçi ayrımı söz konusu.

Bunun yanı sıra çeşitli dönemlerde yapılan sosyal güvenlik reformları ile sadece emekli olma yaşı değil emekli aylığı hesaplama yöntemleri de değiştiği için birkaç farklı hesap dönemi var.

Nasıl hesaplanıyor?

Bu dönemler 2000 yılı öncesi, Ocak 2000 ile Ekim 2008 arası ve Ekim 2008 sonrası olarak üçe ayrılmakta.

- 2000’den itibaren çok temel olarak emekli aylıklarının hesaplanması formülü şu: Emekli aylığı: Aylık bağlama oranı X Ortalama aylık kazanç.

Ortalama aylık kazanç, kişinin her yıla ait prime esas kazançlarının, kazancın ait olduğu yıldan emekli aylığı talep edilen tarihe kadar güncelleme katsayısı ile güncellenmesiyle bulunuyor. Bulunan ortalama aylık kazanç aylık bağlama oranı ile çarpılıyor ve ortaya emekli aylığı çıkıyor. Ocak 2000 - Ekim 2008 arası için güncelleme katsayısında büyüme hızının tamamı dikkate alınmakta iken Ekim 2008 sonrası büyüme hızının sadece yüzde 30’uu güncelleme katsayısında dikkate alınıyor.

- 2000’den önceki çalışmalar için emekli aylık formülü şu: Memur maaş katsayısı X Gösterge X Aylık Bağlama Oranı

Düşükten prim ödeyenler açısından gerek 1 Ocak 2000 tarihi öncesindeki aylık bağlama oranının yüksek belirlenmesi gerekse alt sınır aylık uygulamasının bulunması nedeniyle Ekim 2008 dönemi öncesine ait çalışmaların emekli aylığına etkisi yüksek. Yani 2000 öncesi çalışması çok olan kişinin az olana göre emekli aylığı yüksek oluyor. 2000 sonrası dönemde ortalama aylık kazancın hesaplanmasında güncelleme katsayısı ve TÜFE ile gayri safi yurt içi hâsıla gelişme hızının tamamı dikkate alınmakla birlikte bu dönemin aylık bağlama oranı 2000 yılı öncesi döneme göre daha düşük belirlendiği için aylık miktarı da düşük oluyor.

Ancak 1 Ekim 2008 sonrasında aylık bağlama oranı eski dönemlere göre daha da düşürüldüğü ayrıca ortalama aylık kazanç hesaplanırken gayri safi yurt içi hâsıla gelişme hızının tamamı değil yüzde 30’u dikkate alındığı için en düşük emekli aylıkları bu dönemde ortaya çıkıyor. Bunda Ekim 2008 dönemi sonrası çalışmalar için eski alt sınır aylığının uygulanmamasının da ciddi payı var. Dolayısıyla Ekim 2008 sonrası çalışmaların emekli aylığına etkisi daha az hatta düşükten prim ödeyenler için negatif oluyor. Bunun sonucu diğer dönemlerdeki çalışmaları daha fazla olan kişilerin bir an önce emekli olmaları onlara daha yüksek bir emekli aylığının bağlanmasını sağlayabiliyor.
Memurların durumu
Memurlar emekli aylıkları en rahat hesaplanan grup. Memurun emekli aylığını memurun derecesi, kademesi, hizmet süresi ve ek göstergesi belirliyor.

Memurların emekli aylığını en çok etkileyen ek gösterge. Bu memurun görevi ve unvanına göre belirleniyor. Ekim 2008’den önce göreve başlayan memurların emekli aylığı hesabında gösterge ve katsayı sistemi esas alınıyor. Buna göre 25 yıl hizmet vermiş memurun aylık bağlama oranı yüzde 75. Yani ortalama aylık kazancın yüzde 75’i emekli aylığı olarak bağlanıyor. Ekim 2008 sonrası ilk kez sigortalı olan memurlar 25 yıl çalışmaları karşılığı ancak ortalama aylık kazançlarının yüzde 50’sini emekli aylığı olarak alabiliyorlar. Dolayısıyla eski ve yeni memurların emekli aylıkları arasında ortalama yüzde 30 fark doğuyor.

Eski SSK’lının emekli aylığı

SSK’lıların emekli aylığı hesabında 3 ayrı dönem ve hesap var. 2000’den önceki çalışmalar için gösterge sistemi esas alınıyor ve aylık bağlama oranı yüksek. Bu dönemde ne kadar çok prim ödenmiş ise emekli aylığı o kadar yüksek oluyor.
İkinci dönem 2000 sonrası ile Ekim 2008 öncesi. Bu dönemde aylık hesabında gösterge sistemi yerine TÜFE ve gelişme hızının birlikte dikkate alındığı güncelleme katsayısı sistemi uygulanıyor. Bu tarihler arası aylık bağlama oranı düşük olduğu için ödenen prim etkisi daha az.

En avantajlı hangisi?

Üçüncü dönem 1 Ekim 2008 sonrası, en düşük aylık bağlama oranı ortaya çıkıyor. Çünkü bu dönemde güncelleme katsayısı hesaplanırken gayri safi yurt içi hâsıla gelişme hızının yüzde 30’u dikkate alınıyor.

Eski SSK’lıların şimdiki adıyla 4/a’lıların emekli aylıkları da bu şekilde 3 dönemdeki aylık bağlama oranları ve ortalama aylık kazanç üzerinden hesaplanıyor. Ancak aylık bağlama oranı hesabındaki fark dolayısıyla düşükten prim ödeyenler açısından 2000 öncesi çalışmaların karşılığı en yüksek, 2000 sonrası ile Ekim 2008 öncesi dönemdeki çalışmaların karşılığı daha düşük ve Eylül 2008 sonrası çalışmaların karşılığı en düşük aylık bağlama oranı üzerinden hesaplanıyor ve aylığı etkiliyor. Yüksekten prim ödeyenler açısından da 2000 ile 2008 dönemleri arası en avantajlı, 2008 sonrası dönem de 2000 öncesine göre daha fazla aylık ödemesi sağlıyor.

Bağ-Kur’lu nasıl hesaplar?

Bağ-Kur’luların emekli aylıklarının hesaplanmasında aynı SSK’lılar gibi üç dönem çalışmaları ve bu çalışmaların karşılığı aylık bağlama oranı söz konusu. Bağ-Kur’lular da 2000 öncesi dönemde yüksek gelir düzeyi üzerinden yani yüksek basamaktan prim ödemişler ise emekli maaşları daha yüksek oluyor. 1 Ekim 2008 sonrasında ise Bağ-Kur’luların da emekli aylıkları daha düşük hesaplanıyor. Emekli aylığının yüksek olmasını isteyen Bağ-Kur’lunun prime esas kazançlarını yükseltmeleri, yüksekten prim ödemeleri menfaatlerine olacak.

Çalıştıkça alınan para düşüyor mu?

Aylık bağlama oranı için 3 dönem olduğunu ifade etmiştik. Birinci dönem 31.12.1999 öncesi; bu dönemde aylık bağlama oranı göstergeden aylık hesaplanacaklar için 25 yıl sigortalılık süresi üzerinden ele alınırsa yüzde 76 olarak belirlenmişti. Bu dönemde 3600 gün üzerinden emekli olanların aylık bağlama oranı yüzde 70’di.

İkinci dönem 1.1.2000 ve 30.09.2008 arası. Bu dönemde aylık bağlama oranı 25 yıllık sigortalılar için yüzde 65’e geriledi. Üçüncü dönem 1.10.2008 sonrası. 25 yıl sigortası olanların aylık bağlama oranı yüzde 50’ye düşürüldü.

Emekli aylığını yükseltmek mümkün olur mu?

Emekli aylığını düşürmeyecek aksine yükseltecek en basit çözüm prime esas kazanç tutarının yüksek gösterilmesi. Yani SGK’ya yüksek ücret seviyesinden prim yatırmak. Dolayısıyla çalışanların sık sık kendi adlarına SGK’ya yatırılan primleri takip etmeleri gerekiyor. İşverenlerinin gerçek ücretleri üzerinden prim yatırıp yatırmadığını kontrol etmek sigortalı açısından çok önemli. Aksi takdirde emeklilik vakti geldiğinde hayal kırıklıkları yaşanabilir.

Emekli aylığını yükseltecek bir diğer yöntem ise Ocak 2000 dönemi öncesi askerlik, doğum ve yurt dışı borçlanmaları. Bu dönem için borçlanma yapılırsa, bir de tavandan yani en yüksekten ödeyerek borçlanılırsa emekli aylığını yükseltmek mümkün. Askerlik borçlanmasının emekli aylığına etkisi, prim ödeme gün sayısı, askerlik yapılan dönem ve göstergeye bağlı değişiyor.

6 Eylül 2019 Cuma

İşsizlik fonu, işsizlerden çok patronlara para ödüyor

İşini kaybedenlere gelir desteği sağlamak amacıyla 1999 yılında kurulan İşsizlik Sigortası Fonu son yıllarda işsizlerden daha çok işverenlere sağladığı katkılarla dikkat çekiyor.
Türkiye İş Kurumu’nun (İŞKUR) verilerine göre yılın ilk yedi ayında İşsizlik Fonu’ndan işverenlere teşvik olarak 8,8 milyar TL ödenirken işsizlik ödeneği olarak ise 5,8 milyar TL ödendi. İşverenler Ocak-Temmuz sonunda işsizlerden 3 milyar TL daha fazla katkı aldı.

Türkiye’de kayıtlı işsiz sayısı Haziran ayında artarak 4 milyon 417 bin oldu. Temmuz ayında ise bu sayı yüzde 8,6 azalarak 4 milyon 39 bin kişiye düştü.

İşsizliğin yükselmesiyle birlikte fondan işsizlik ödeneği alanların sayısı ve bu kişilere yapılan ödemeler de son dönemde artı. Ancak İŞKUR raporları İşsizlik Fonu’ndan daha çok katkı alanların ise işverenler olduğunu ortaya çıkarıyor. Buna göre yılın ilk yedi ayında fondan işsizlere 5 milyar 768 milyon TL ödeme yapıldı.

Aynı dönemde işverenlere ise toplam 8 milyar 765 milyon TL ödendi. Bu katkının 7 milyar 92 milyon lirası “Teşvik ve Destek Ödemeleri" başlığında ödenirken ; 1,9 milyar lirası da “İşbaşı Eğitim Programları” adı altında gerçekleşti.



İşveren 6,2 milyar verdi; 8,8 milyar geri aldı

İşsizlik Fonu’na yüzde 2 prim ödeyen işverenler yılın ilk 7 ayında devlete toplam 6 milyar 171 milyar TL ödeme yaptı. Bunun karşılığında ise 8 milyar 765 milyar TL teşvik aldı. Bir başka ifadeyle işverenler İşsizlik Fonu’na yaptığı katkıdan 2,6 milyar TL daha fazla teşvik aldı.



Aylık bazda bütçe açığı sürüyor

Öte yandan, İşsizlik Fonu’nda giderlerin hızlanarak artmasından dolayı gelir-gider arasındaki fark da 2,5 milyar liraya kadar düştü. Yılın ilk yedi ayında fonun geliri 22,4 milyar olurken gider ise 19,8 milyar TL olarak gerçekleşti.

Aylık bazda bakıldığında Nisan-Temmuz arasını kapsayan son 4 ayın üçünde gider, gelirden fazla gerçekleşti. Temmuz ayında gelir 3,58 milyar gerçekleşirken gider ise 3,86 milyar lira oldu. Gelir-gider dengesinde İşsizlik Fonu’nun aylık bazda ilk kez Nisan ayında açık vermişti. Açığın en büyük sebebi işverenlere yapılan teşvik ödemeleri. Önceki yıllarda merkezi bütçeden ödenen teşvikler son 2 yıldır İşsizlik Fonu’ndan karşılanıyor.

(Euronews)





30 Ağustos 2019 Cuma

Hangi memur ne kadar maaş alıyor

Hükümetin memura verdiği bir yemek parası zam gündemdeki yerini korurken milletvekillerinin de alacakları zamlı maaş belli oldu.
Memurlara 2020 yılı için yüzde 4+4, 2021 yılı için yüzde 3+3 zam verilmesi kararı alındı.

Hakim sendika Memur-Sen bu duruma yüksek sesle itiraz ederken henüz konuya nasıl tepki vereceğine ilişkin ipuçları vermedi.

Memurun zam pazarlığında aynı zamanda milletvekilinin zammı da belli oluyor.

OCAK AYINDA 941 TL ZAM ALACAKLAR

Şu an 23 bin 530 TL olan milletvekili maaşı önümüzdeki ocak ayında yüzde 4 zamlanarak 24 bin 471'e çıkacak.

Yani milletvekilleri bu yıl ocak ayında 941 TL zam alacaklar.

Oransal zam yapıldığı için önümüzdeki ocak ayında en düşük memur maaşı 132 TL zam görerek. 3 bin 553 TL'ye çıkacak.

Bir milletvekiline bir yılda 293 bin 652 TL maaş ödemesi yapılacak. Bir yıl boyunca Meclis'teki 600 milletvekiline 176 milyon 191 bin 200 TL’den fazla maaş ödeyecek. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi öncesinde Meclis’te 550 milletvekili bulunuyordu.



FRANSA'DA 4 ALMANYA'DA 6 KATI

Asgari ücret ile vekil maaşı arasındaki ilişki de ülkeden ülkeye değişiyor… Vekil maaşlarının eyaletlere göre değiştiği Almanya’da ise maaşlar yaklaşık 3 bin ile 10 bin euro arasında gösteriliyor. Fransa’da vekil maaşları yaklaşık 7 ile 8 bin euro arasında gösteriliyor. Her iki ülkede de asgari ücretin bin 500 euro civarında seyrettiği, Almanya’da vekil maaşının asgari ücretin 6 katı, Fransa’da da 4 katı olduğu belirtiliyor.

YUNANİSTAN'DA MAKAS TÜRKİYE'YE YAKIN

Asgari ücretin 650 euro civarında gösterildiği Yunanistan'da vekil maaşlarının ülkedeki ekonomik sıkıntılar sonrası asgari ücretin 9 katına çıktığı hesaplanıyor. Türkiye’yle ilgili istatistik verileri Avrupa ile paylaşan Ankara'daki Avrupalı diplomatlara göre, vekil maaşları Avrupa'da da yüksek. Türkiye’de milletvekili maaşı şu an net asgari ücretin 11 katı.



29 Ağustos 2019 Perşembe

Haftalık izin ertelenebilir mi

Milyonlarca çalışanın iple çektiği haftalık izin ertelenebilir mi? Çalışıldığı gün ne kadar mesai ücreti alınır?

İşin görülmesini şekillendirme hakkı kural olarak işverendedir. İşveren yönetim hakkına dayalı olarak işçilerin hangi günlerde hangi saatler arasında çalışacağına karar verme hakkına sahiptir. İşçi de bu sürelere uymakla yükümlüdür. Bununla birlikte işveren yönetim hakkını kullanırken mevzuatın öngördüğü sınırlamalara uygun hareket etmek zorundadır.

Hatta işçinin onayını alsa bile bu sınırlamalara aykırı hareket edemeyecektir. Dinlenme hakkı mevzuatımızda ayrıntılandırılmış, ara dinlenmesi, hafta tatili, yıllık izin hakkı gibi somut görünümler kazanmıştır. Hafta tatili işçilere yedi günlük zaman dilimi içinde en az yirmi dört saat dinlenme imkânı tanıyan tatil türüdür.

NASIL HESAPLANIR?

İşçinin hafta tatilinde dinlendirilmesi ve çalışmaksızın ücrete hak kazanması gerekmektedir. Bu nedenle hafta tatilinde çalışmayan işçiye çalışmaksızın ücret ödenmesi zorunludur.

Hafta tatili ücreti işçinin çıplak bir günlük ücretidir. İşçi saat ücretiyle çalışıyorsa hafta tatili ücreti işçinin 7.5 saatlik ücreti kadardır. Fakat işçinin ücreti aylık maktu bir tutar olarak belirlenmişse, işçinin hafta tatili ücreti bu ücretin içinde yer aldığından ayrıca hesaplanarak işçiye ödenmemektedir. İşçinin raporlu olması halinde hafta tatili ücreti Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenmektedir.

HER ÇALIŞAN HAFTA TATİLİNE HAK KAZANAMAZ

İşçiler tatil gününden önceki iş günlerinde çalışmış olmaları koşuluyla yedi günlük zaman dilimi içinde en az yirmi dört saat dinlendirilmek zorundadır.

Bu noktada önemli olan işçinin daha önceki günlerde çalışmış olması veya daha önceki günlerin İş Kanunu uyarınca çalışılmış gibi sayılan günlerden olmasıdır. Eğer bir hafta içinde hafta tatilinden önceki günler çalışılmamışsa ve çalışılmış gibi değerlendirilen günlerden de değilse işçi hafta tatiline hak kazanamayacaktır.

Çalışılmış gibi değerlendirilen süreler Kanunun 63. maddesinde sayılmıştır. Bunlar işçinin çalışmadığı halde çalışma süresinden sayılan süreler, yasadan veya sözleşmeden doğan tatil günleri, bir haftalık süre içinde kalmak kaydıyla işveren tarafından verilen diğer izinler ve rapor süreleridir.


ERTELENMESİ MÜMKÜN DEĞİL

Hafta tatilinin devamlı şekilde aynı günde kullanılması bir zorunluluk değildir. İşveren işin gereğine göre hafta tatilinin günü değiştirme hakkına sahiptir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus, iki hafta tatili arasında en fazla altı gün olmasıdır.

Dolayısıyla, değişiklik yapılırken hafta tatilinin öne çekilerek değiştirilmesi gerekmektedir. Kanun yedi günlük bir zaman diliminde en az yirmi dört saat dinlenmeyi aradığından, iki hafta tatili arasında yedi veya daha uzun bir sürenin olması, hafta tatilinin kullandırılmadığı anlamına gelecektir. Bu konuyla bağlantılı bir Yargıtay kararında, çalışana hafta tatili karşılığında ilerleyen günlerde izin verilmesinin hafta tatilinin kullandırıldığı anlamına gelmeyeceği açıkça vurgulanmıştır.

İDARİ PARA CEZASI UYGULANIR

Hafta tatilinde çalışılması halinde işverene çalışma sürelerine uymaması nedeniyle idari para cezası uygulanabilecektir. İşçi sırf hafta tatilinin kullandırılmamasını gerekçe göstererek iş sözleşmesini haklı nedenle feshedebilecek ve kıdem tazminatına hak kazanacaktır.

Yargıtay da hafta tatilinde çalıştırılmanın hukuka aykırı olduğunu belirtmekle birlikte, bu güne ait çalışmanın ücretinin ayrıca ödenmesi gerektiğine hükmetmektedir. Hatta takip eden haftada izin kullandırılmış olsa bile hafta tatili ücretinin ödenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. İşçilerin hafta tatilinde çalışmayı kabul ettiklerine dair onaylar gerek iş sözleşmeleri ile gerekse diğer iç hukuk kaynakları ile zaman zaman işverenlerce alınmaktadır.

Fakat dinlenme hakkı işçinin onayıyla dahi vazgeçemeyeceği bir hak olup, işverenin bu yönde aldığı onaylar geçerlilik taşımamaktadır. Dolayısıyla, işçinin onay vermiş olması hafta tatilinin kullandırılmaması için bir gerekçe olmayacaktır.

ÇALIŞAN FAZLA MESAİ ÜCRETİ ALIR

Hafta tatilinde yapılan çalışmanın ücreti doğrudan fazla çalışma olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla, işçi haftanın önceki günlerinde 45 saati tamamlamamış olsa da hafta tatilinde yapılan çalışma ücretinin normal saatlik ücrete göre yüzde elli zamlı ödenmesi gerekmektedir.

İşçinin hafta tatilinde çalıştığı süre de fark etmemekte, hafta tatilinde bir saat dahi çalışılmış olsa da tam gün çalışılmış gibi hesaba katılmaktadır. Fazla çalışma ücretinin ücrete dâhil olduğu çalışanlar açısından da hafta tatilinde çalışma halindeki ücretin ayrı şekilde hesaplanarak ödenmesi aranmakta, hafta tatilindeki çalışmanın ücretinin temel ücretin içinde ödendiği iddia edilememektedir. Bu nedenle hafta tatilinde çalışan işçiye işlem hukuka aykırı olsa da ücretinin ayrıca hesaplanarak ödenmesi gerekmektedir.

DENKLEŞTİRME YAPILAMAZ

İş yerinde denkleştirme uygulaması mevcutsa hafta tatilinin yoğunlaştırılmış iş haftalarından sonra diğer haftalarda kullandırılması yoluyla denkleştirilmesi mümkün değildir. Denkleştirme halinde hafta tatili kullandırılmadan çalışan işçiye hafta tatili için doğrudan fazla çalışma ücreti ödenmesi gerekmektedir. (Cem Kılıç/Milliyet)



23 Ağustos 2019 Cuma

Emekli maaşını yükseltmek için neler yapılmalı

Cem Kılıç, Milliyet'teki yazısında emeklilik hayali kuran milyonlarca çalışanı ilgilendiren konuya değindi. Emekli maaşının nasıl yükseltileceğini anlatan Kılıç'ın yazısı şöyle:

Emekli aylıklarının hesaplanması yönteminde memur, kendi hesabına çalışanlar ve işçi ayrımı söz konusu. Bunun yanı sıra, çeşitli dönemlerde yapılan sosyal güvenlik reformlarıyla sadece emekli olma yaşı değil emekli aylığı hesaplama yöntemleri de değiştiği için birkaç farklı hesap dönemi var. Bu dönemler 2000 yılı öncesi dönem, Ocak 2000 ile Ekim 2008 arası dönem ve Ekim 2 008 sonrası dönem olarak üçe ayrılmakta.

Maaşın % 50’si aylık bağlanıyor

Memurlar emekli aylıkları en rahat hesaplanan grup. Memurun emekli aylığını memurun derecesi, kademesi, hizmet süresi ve ek göstergesi belirliyor. Memurların emekli aylığını en çok etkileyen husus ise ek gösterge.

Bu da memurun görevine ve unvanına göre belirleniyor. Ekim 2008’den önce göreve başlayan memurların emekli aylığı hesaplamasında gösterge ve katsayı sistemi esas alınıyor.
Bu hesaplamaya göre 25 yıl hizmet vermiş memurun aylık bağlama oranı yüzde 75. Yani ortalama aylık kazancın yüzde 75’i emekli aylığı olarak bağlanıyor. Ekim 2008 sonrası ilk kez sigortalı olan memurlar 25 yıl çalışmaları karşılığı ancak ortalama aylık kazançlarının yüzde 50’sini yani yarısını emekli aylığı olarak alabiliyorlar. Dolayısıyla bu durum, eski memurların emekli aylıkları ile yeni memurların emekli aylıkları arasında ortalama yüzde 30’luk bir fark doğmasına neden oluyor.

Bağ-Kur’lular prime esas kazançlarını artırmalı

Bağ-Kur’luların emekli aylıklarının hesaplanmasında aynı SSK’lılar gibi üç dönem çalışmaları ve bu çalışmaların karşılığında belirlenen aylık bağlama oranı söz konusu. Bu çerçevede Bağ-Kur’lular da 2000 öncesi dönemde yüksek gelir düzeyi üzerinden yani yüksek basamaktan prim ödemişler ise emekli maaşları daha yüksek oluyor.

1 Ekim 2008 sonrasında ise Bağ-Kur’luların da emekli aylıkları ne yazık ki daha düşük hesaplanıyor. Bu nedenle, emekli aylığının yüksek olmasını isteyen Bağ-Kur sigortalılarının prime esas kazançlarını yükseltmeleri, yüksekten prim ödemeleri menfaatlerine olacak.

Askerlik borçlanmasını ‘tavan’dan yapın

Emekli aylığını düşürmeyecek aksine yükseltecek en basit çözüm prime esas kazanç tutarının yüksek gösterilmesi. Yani SGK’ya yüksek ücret seviyesinden prim yatırmak. Dolayısıyla çalışanların sık sık kendi adlarına SGK’ya yatırılan primleri takip etmeleri gerekiyor. İşverenlerinin gerçek ücretleri üzerinden prim yatırıp yatırmadığını kontrol etmek sigortalı açısından çok önemli. Aksi takdirde, emeklilikte hayal kırıklığı yaşanabilir.

Emekli aylığını yükseltecek bir diğer yöntem ise Ocak 2000 dönemi öncesi askerlik ve doğum borçlanmaları. Bu dönem için borçlanma yapılırsa, bir de tavandan yani en yüksekten ödeyerek borçlanılırsa emekli aylığını yükseltmek mümkün. Askerlik borçlanmasının emekli aylığına etkisi, prim ödeme gün sayısı, askerlik dönemi ve göstergeye bağlı değişiyor.

SSK’lılar için 2000-2008 arası en avantajlı dönem

SSK’lıların emekli aylığı hesaplamasında ise üç ayrı dönem ve üç ayrı hesap var. 2000 yılından önceki çalışmalar için gösterge sistemi esas alınıyor ve bu dönemde aylık bağlama oranı yüksek. Bu dönem içerisinde ne kadar çok prim ödenmiş ise emekli aylığı o kadar yüksek oluyor.yaratılmış olacaktır.

İkinci dönem 2000 sonrası ile 2008 Ekim ayı öncesi dönem. Bu dönemde aylık hesabında gösterge sistemi yerine TÜFE ve gelişme hızının birlikte dikkate alındığı güncelleme katsayısı sistemi uygulanıyor. Bu tarihler arasında aylık bağlama oranı düşük olduğu için ödenen primlerin etkisi biraz daha az.

2008 sonrası kritik

Üçüncü dönem 1 Ekim 2008 sonrası dönem. Bu dönemde en düşük aylık bağlama oranı ortaya çıkıyor. Çünkü bu dönemdeki hesaplamalarda güncelleme katsayısı hesaplanırken gayri safi yurt içi hâsıla gelişme hızının yüzde 30’u dikkate alınıyor. Dolayısıyla, üç dönem içerisinde en düşük aylık bağlama oranı bu dönemde oluşuyor.

Eski SSK’lıların şimdiki adıyla 4/a’lıların emekli aylıkları da bu şekilde üç dönemdeki aylık bağlama oranları ve ortalama aylık kazançları üzerinden hesaplanıyor. Ancak aylık bağlama oranı hesaplanmasındaki farklılık dolayısıyla düşükten prim ödeyenler açısından 2000 öncesi dönemlerdeki çalışmaların karşılığı en yüksek, 2000 sonrası ile Ekim 2008 öncesi dönemdeki çalışmaların karşılığı daha düşük ve Eylül 2008 sonrası çalışmaların karşılığı en düşük aylık bağlama oranı üzerinden hesaplanıyor ve emekli aylığını etkiliyor.

Ek gelir arayışı

Belirtmek lazım, yüksekten prim ödeyenler açısından da 2000 ile 2008 dönemleri arası en avantajlı dönem, 2008 sonrası dönem de 2000 öncesi döneme göre daha fazla emekli aylığı ödenmesini sağlıyor. Bunun en büyük nedeni 2000 yılından önce yüksekten prim ödeyenlere düşükten prim ödeyenlere nispeten düşük maaş bağlanması.

Sosyal güvenlik reformu ile getirilen değişiklikler daha çok sistemin ekonomik dengesini gözettiği için emekli aylıkları eskiye nazaran düşük olacak. Bu nedenle, emeklilikte gelir desteği sunacak bireysel emeklilik gibi sistemlerin tercih edilmesinde fayda var. Bu şekilde emeklilikteki maaş düşmesiyle mücadele etmek için ek bir gelir.


Hak-İş ile hükümet zam konusunda anlaşmaya vardı

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile HAK-İŞ, kamu işçisinin 2019-2020 yılındaki mali ve sosyal haklarını belirleyen 2019 dönemi kamu kesimi toplu iş sözleşmesi üzerinde anlaştı.
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'un açıklaması şu şekilde;

Çalışanlarımızın hak ve hukukunu gözetmek, bizim için hem inanç, hem ahlak hem de bir demokrasi meselesidir.

2002’den günümüze ekonomimiz 3,5 kat büyüdü. Son 17 yılda, ekonomide 9 milyona yakın istihdam oluşturuldu.

Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde,önümüzde 4 yıllık bir kesintisiz icraat dönemi var. Ülke olarak bugün,2023 hedefleri doğrultusunda,daha müreffeh, daha güvenli yarınlara doğru ilerlediğimiz konusunda büyük ümitler taşıyoruz.

Protokol kapsamında, brüt 3.500 Liranın altında ücret alan kamu işçilerimizin maaşlarına; brüt ücret 3.500 Lirayı aşmayacak şekilde 150 lira iyileştirme yapıyoruz.

2019’un ilk altı ayında %8 oranında, ikinci altı ayında %4 oranında zam yapılması konusunda uzlaştık. Kamu işçilerimiz Ocak ayında %6,69 oranında bir enflasyon farkı zammını da almışlardı.

2019 yılı için üzerinde uzlaştığımız zamlarla birlikte, yıl geneli toplam ücret zammı %19’u aşmış durumda.

19 Haziran 2019 Çarşamba

Eksik gün bildirimine dikkat! Emekli olamayabilirsiniz

Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı 4A (SSK), 4B (BAĞ-KUR) ve 4C (emekli sandığı) çalışanlarının son zamanlarda en merak ettiği konulardan biri de SGK eksik gün bildirimi nedir? Birçok çalışanın bilgi almak için araştırdığı SGK eksik gün bildirimi ve SGK eksik gün nedenleri tam bir merak konusu olmuştur. Çalışanları ve işverenlerini yakından ilgilendiren eksik gün bildirimi oldukça önemli bir konu. Bu kadar önemli bir konu olan SGK eksik gün bildirimi ile ilgili neler bilmemiz gerekiyor? İşte detaylar…

SGK EKSİK GÜN BİLDİRİMİ NEDİR?

Öncelikle SGK eksik gün bildirimi nedir diye soracak olursak; işverenin çalışanlarının 30 günden daha az çalışması sonucunda çalışılan eksik gün formu ve ekinin Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirilmesi için verilen evraktır. SGK eksik gün bildirimi için verilen evrakta olması gerekenler;

Çalışan olarak işe kaç gün eksik geldiği

Eksik gün sayısında işe gelmemelerindeki nedenleri

Günlük prime esas kazançlarıdır.

Ayrıca işverenler çalışan elamanlarının;

Prim günü

Hizmet bilgisi

Çalışma günü sayısı gibi bilgilerinin içinde bulunduğu aylık prim ve hizmet belgesini de Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirmek zorundadırlar.
Aylık prim ve hizmet belgesinin her ayın 30'una kadar elektronik ortamdan bildirilmesi gerekmektedir.

SGK EKSİK GÜN NEDENLERİ NELERDİR?

Bir diğer merak edilen konu da SGK eksik gün nedenleridir. işte o nedenler;

İstirahat
Disiplin cezası
Gözaltına alınma
Tutukluluk
Kısmi istihdam
Puantaj kayıtları
Grev
Lokavt
Genel hayatı etkileyen olaylar
Doğal afet
Birden fazla (eksik gün sebebi birden fazla ise bu kodla bildirmeniz gerekir. Hem hastalıktan raporlu olması hem de kısmi istihdam olması gibi )
Diğer
Devamsızlık
Fesih tarihinde çalışmamış
Ev hizmetlerinde 30 günden az çalışma
Kısa çalışma ödeneği
Ücretsiz doğum izni
Ücretsiz yol izni
Diğer ücretsiz izinler şeklinde sıralanabilir.


8 Haziran 2019 Cumartesi

Yargıtay'dan kıdem tazminatı ile ilgili emsal karar

Sürekli gece vardiyasında çalıştırılan işçi istifa edip kıdem, izin ve ihbar gibi alacaklarını talep etti. İşveren tazminatı ödemeyi reddetti. Dosyayı inceleyen Yargıtay, istifayı haklı fesih saydı ve kıdemin ödenmesi gerektiğine hükmetti.
Gaziantep’te bir otelde aşçı olarak çalışan işçi, sürekli gece mesai yapması nedeniyle rahatsızlandı. İşverene gündüz çalışma yönündeki talebini ileten işçinin bu talebi reddedildi. İşçi, talebinde ısrar etmesi üzerine, işveren tarafından zorla istifa ettirildiğini öne sürdü. İşçi, kıdem ve ihbar tazminatı alacağının yanı sıra bir kısım alacaklarının ödenmesi istemiyle konuyu yargıya taşıdı.

YEREL MAHKEME REDDETTİ

Gaziantep 3’üncü İş Mahkemesi’nde görülen davada, davalı işveren, iş yerinin otel olduğunu, 24 saat hizmet verildiğini, işçinin gece vardiyasında çalışmak istemediğini beyan ederek istifa ettiğini, bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını iddia etti. Mahkeme, bilirkişi raporuna dayanarak işçinin kıdem tazminatı alacağının ödenmesi istemini reddetti.

KARAR TEMYİZE GİTTİ

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay 22’nci Hukuk Dairesi’ne geldi. Daire, işçinin iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini kabul ederek yerel mahkeme kararını bozdu. Dairenin kararında, İş Kanunu’nun 24’üncü maddesine göre, çalışma şartlarının uygulanmamasının işçiye iş sözleşmesini haklı sebeple fesih imkanı verdiği vurgulandı.

YAZILI ONAY ŞARTI VAR

Postalar Halinde İşçi Çalıştırılarak Yürütülen İşlerde Çalışmalara İlişkin Özel Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 7’nci maddesine göre, gece postalarındaki işçilerin 7.5 saatten fazla çalıştırılmasının yasak olduğuna işaret edilen kararda, turizm hizmeti yürütülen işlerde ise işçinin yazılı onayı alınmak suretiyle bu sürenin aşılabileceği vurgulandı.

İŞVEREN YERİNE GETİRMEDİ

Kararın devamında ise şu bilgilere yer verildi: “İşyerinde postalar halinde çalışma yapıldığı sabit olmasına rağmen davacının sürekli aynı postada çalıştırılmasının yasaya aykırı olduğu, bu aykırılığın giderilmesine yönelik talebin işverence yerine getirilmemesinin çalışma şartlarının uygulanmaması anlamına geleceği değerlendirilerek iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğinin kabulü gerekir"

RAPOR VARSA UYGUN İŞ VERİLİR

Kararda ayrıca “Gece çalışması nedeniyle sağlığının bozulduğunu raporla belgeleyen işçiye işveren, olanakların elverdiği ölçüde gündüz postasında durumuna uygun bir iş verir. İşin niteliği ve yürütümü, iş sağlığı ve güvenliği göz önünde tutularak gece ve gündüz postalarında iki haftalık nöbetleşme esası da uygulanabilir” düzenlemesine dikkat çekildi.

HAKLI FESİH SAYILAN VE KIDEM TAZMİNATI TALEP EDİLEN HALLER

İşçinin ihbar süresine uymadan derhal ayrılmasını ve kıdem tazminatı almasını sağlayan koşullar var. İş Kanunu’nun 24’üncü maddesine göre bunlar şöyle:

1) Sağlık sebepleri: a) İşin niteliği işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa, b) İşçinin yakından görüştüğü işveren ya da diğer kişilerde bulaşıcı hastalık bulunursa.

2) Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) Sözleşmede işçiyi şart, vasıf, gerçeğe aykırı beyanla yanıltma, b) İşverenin işçi veya aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak söz, davranışta bulunması veya işçiye cinsel taciz, c) İşveren, işçiye veya aile üyelerinden birine sataşma, gözdağı, kanuna karşı davranışa özendirme, kışkırtırmada bulunur ya da onlara karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse, şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnat veya ithamlarda bulunursa, d) İşyerinde cinsel tacize uğrayan işçinin durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa, e) Ücret sözleşme ve yönetmeliğe uygun hesap edilmez veya ödenmezse f) Parça başı çalışmada az iş verilerek eksik ücret almasına yol açılırsa.

3) Zorlayıcı sebepler: Zorlayıcı nedenle iş bir haftadan fazla durursa, sağlık sebepleri ve işveren tarafından işçiye karşı gelişebilecek olumsuz davranışlar ile zorlayıcı sebepler çerçevesinde işçi istifa ederse kıdem tazminatına hak kazanır.

4)Askerlik ve evlilik: Askere gidecek erkek ile evlendikten sonra 1 yıl içinde işinden ayrılan kadınlar kıdem tazminatını almaya hak kazanıyor.

3600 VE 4500 GÜNLÜK PRİM DOLDURULMUŞSA

5)Emeklilik hakkı: Emekli olmak için işten çıkanlar kıdem tazminatı alır. 8 Eylül 1999’dan önce işe girip de 15 yıl sigortalı olan ve en az 3600 günü tamamlayanlar ile 1999’dan sonra ilk defa işe başlayıp 25 yıl sigortalı olup 4500 gün prim ödeyenler istifa edince kıdeme hak kazanıyor. Bunun için SGK’dan ‘Yaş dışında emeklilik şartlarını yerine getirmiştir’ yazısı alınmalı. Fazla mesai nedeniyle ayrılan işçi de kıdem alır.

YAŞI BEKLEYENLER DİKKAT!

Emekli olmadan kıdem tazminatı alma koşulları, işe ilk defa başlanan tarihe göre değişiyor.

İşe giriş tarihine göre, koşullar şöyle:

8 Eylül 1999’dan önce işe girenler: 15 yıl sigorta, 3600 prim günü.
9 Eylül 1999-30 Nisan 2008 tarihleri arasında işe girenler: 25 yıl sigorta, 4500 prim günü.
1 Mayıs 2008’den sonra işe girenler: 25 yıl sigorta, 5400 prim günü.
9 Eylül 1999’dan sonra işe girenler: Sigortalılık süresi 25 yılın altında olmakla birlikte 7000 prim gününü tamamlayarak.

İHBARI ALAMIYOR İŞSİZLİK MAAŞI ALIYOR

Haklı nedenle istifa edenler kıdem tazminatı hakkı kazanırken, çalışma süresine göre 1.5 maaşa kadar çıkan ihbar tazminatını alamazlar. ‘Haklı fesih’le istifa eden işçiler, gerekli prim şartını taşırsa 10 aya kadar işsizlik maaşı da alırlar. İşsizlik maaşı alabilmek için son 3 yıl içinde farklı işyerlerinde de olsa en az 600 gün prim ödemek gerekiyor. Kıdem tazminatına hak kazanmak için bir işyerinde en az bir yıl çalışmak gerekiyor. Tazminat her bir yıl için 1 aylık brüt ücret kadar oluyor.

3 Mayıs 2019 Cuma

İş arayanlar için sanal fuar

İŞKUR, iş arayanların herhangi bir sebeple katılamadığı istihdam fuarı ve kariyer günlerine erişebilmesi için "Sanal Fuar" uygulaması başlattı.
İŞKUR, iş arayanların herhangi bir sebeple katılamadığı istihdam fuarı ve kariyer günlerine erişebilmesi için "Sanal Fuar" uygulamasını başlattı.

İstihdamın korunması ve artırılması, işsizlerin mesleki niteliklerinin geliştirilmesi, işsizliğin azaltılması ve özel politika gerektiren grupların iş gücü piyasasına kazandırılmasını amaçlayan İŞKUR, yeni proje ve uygulamalarıyla istihdam artırmak için çalışmaya devam ediyor.

İstihdam seferberliği kapsamında, Türkiye'nin dört bir yanında düzenlenen istihdam fuarları ve kariyer günleriyle işveren ve iş arayanları buluşturan Kurum, erişebilirliği kolaylaştırmak için bu etkinlikleri dijital ortama taşıdı. İş arayanların, herhangi bir sebeple katılamadığı istihdam fuarı ve kariyer günlerine erişebilmesi için "Sanal Fuar" uygulamasını başlatan İŞKUR, iş görüşmelerinde mesafeleri de kaldırdı.

İşverenler doğru çalışanı kısa sürede bulacak

Dün Mersin İş ve Kariyer Fuarı ile başlatılan uygulama sayesinde, iş arayanlar seyahat etmek zorunda kalmadan aynı anda birden çok katılımcı firma ile yazılı ve görüntülü iletişim kurabilme ve CV iletebilme imkana kavuştu.

Uygulama ile işverenler ihtiyaçları doğrulusunda aday taraması yapabilecek, iş arayanlara yönelik değerlendirme testleri uygulanabilecek ve iş arayanların bu değerlendirmenin sonuçları neticesinde firmalarla eşleştirilmesi sağlanacak.

Böylece işverenler, kendilerine uygun olan veya olmayan bütün öz geçmişleri incelemek zorunda kalmadan zaman tasarrufu sağlayacak.

"Uygulama çok yararlı olacak"

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk,istihdam seferberliği konusunda İŞKUR'a önemli görev ve sorumluluklar düştüğünü belirterek, kurumun istihdamı artırmak için güçlü adımlar atmaya devam ettiğini söyledi.

İstihdam fuarı ve kariyer günlerine dijital ortama taşıyan "Sanal Fuar" uygulamasının bu adımlardan biri olduğunun altını çizen Selçuk, "Bu uygulamamızın farklı coğrafi bölgelerden çok sayıda nitelikli iş gücüne ve oldukça geniş bir aday havuzuna daha kolay erişim sağlaması ve işverenlere farklı disiplinlerden sıra dışı adaylar ile karşılaşma fırsatı sunması bakımından çok yararlı olacak." diye konuştu.

21 Nisan 2019 Pazar

İşsizler ordusu 142 ülkeyi solladı

İş bulma umudunu kaybedip iş aramayı bırakan ancak çalışmaya hazır bekleyenler de dahil sayıları 7 milyona dayanan işsizler dünyadaki 142 ülkeyi sollayarak, dünyanın en kalabalık 103’üncü ülkesinin nüfusuna ulaştı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ocak 2019 itibarıyla resmi işsiz sayısının 4 milyon 668 bine çıktığını açıkladı. Ancak iş bulma umudunu yitirdiği için ya da başka nedenlerle iş aramayan, buna karşılık çalışmaya hazır halde bekleyen 2 milyon 311 bin işsiz de eklendiğinde Türkiye'deki işsizler ordusu 6 milyon 979 bine ulaştı. İşsizler ordusu, bu devasa sayıyla dünyada 7 milyonun altında nüfusa sahip tam 142 ülkeyi sollayarak dünyadaki en kalabalık 103'üncü ülke oldu. Paraguay'ı bir alt basamağa düşüren işsizler ordusunun geride bıraktığı ülkeler arasında Norveç, İzlanda, Lübnan, Finlandiya, Kırgızistan, Türkmenistan, Singapur ve Kuveyt bulunuyor.

İSTİHDAM İNŞAATA KAYDI

İşsizliğin böylesine rekor düzeylere ulaşması, ülke kaynaklarının sanayi yerine ağırlıklı olarak geçici istihdam sağlayan inşaat yatırımlarına harcanmasına bağlanıyor. TÜİK, en son Ocak 2019 döneminde resmi işsiz sayısının 1 milyon 259 bin kişi birden artarak 4 milyon 668 bine, işsizlik oranının da 3.9 puan artışla yüzde 14.7'ye tırmandığını açıkladı. Ancak devasa rakamlara ulaşsa da 4.6 milyonluk işsiz sayısı gerçek işsizliği tam olarak yansıtmıyor.

TÜİK'in yaptığı çalışma, 4.6 milyon resmi işsizin dışında en az bu sayının yarısı kadar da resmi tanımın dışında bırakılan işsiz olduğunu ortaya koydu. TÜİK'e göre iş aramayıp çalışmaya hazır halde bekleyenlerin sayısı tam 2 milyon 311 bine ulaştı. TÜİK, işsizlik tanımı gereği, iş aramadıkları için bu kişileri “işsiz” olarak görmüyor. Dolayısıyla resmi işsiz sayısına eklemiyor. Oysa bu kişiler iş aramadıklarını belirttikleri halde çalışmaya hazır olduklarını bildirmiş durumda.


618 bin kişinin iş bulma umudu yok
İş aramayıp çalışmaya hazır olanların içinde en çarpıcı grubu ise “iş bulma umudu olmayanlar” oluşturuyor. 2.3 milyon kişilik gayri resmi işsizler ordusunun 618 bini umudunu kaybettiği için artık iş aramayanlardan oluşuyor.
Bu kişiler bir iş bulabilse hemen çalışacaklar ancak yine de resmi işsiz listesinde yer alamıyorlar. Bunun dışında mevsimlik çalışma, ev kadını olma, öğrencilik, irad sahibi olma, emeklilik ve çalışamaz halde olma gibi nedenlerle iş aramayan ancak işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten kişilerin sayısı ise 1 milyon 693 bine ulaştı.



Erdoğan Süzer / Sözcü


Belediyeler el değiştirince sendikadan istifalar hızlandı!

Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok büyük ildeki belediyelerin AKP’den CHP’ye geçmesi, “iktidarın arka bahçesi” diye eleştirilen Hak İş’ten istifaları hızlandırdı.

Hak-İş Başkanı Mahmut Arslan, 1 Nisan'dan bu yana 5 bin 647 taşeron işçinin Hak-İş'ten ayrılıp DİSK ve Türk-İş'e geçtiğini belirtirken, istifaların devam etmesi halinde gerekirse Çalışma Bakanlığı'ndan teftiş talebinde bulunacaklarını söyledi. Hak-İş, iktidara yakınlığını kullanarak kamu kurumlarıyla belediyelerdeki işçileri kendi sendikalarına bağladığı gerekçesiyle yıllardır hem Türk-İş hem de DİSK tarafından eleştiriliyordu. Seçimlerin ardından çok sayıda belediye AKP'den gittiği için işçiler sendika değiştirmeye başlayınca bu sefer eleştiri Hak-İş'ten geldi.

BASKI İDDİASI
Sendika başkanlarını Ankara'da toplayan Hak-İş Başkanı Arslan, AKP'den CHP ve HDP'ye geçen belediyelerdeki Hak-İş üyesi taşeron işçilerin kendi istekleriyle değil baskıyla imza attıkları iddiasında bulundu. Arslan, Hak-İş'ten istifa edip DİSK ve Türk-İş'e geçen işçi sayısının 6 bin 647'ye ulaştığı bilgisini verirken, 4 bin 831 işçinin Hizmet-İş, 566'sının Öz Güvenlik- İş ve 250'sinin de Öz Taşıma-İş Sendikası'ndan istifa ettiğini açıkladı. Üye kayıplarının devam etmesi halinde belediyelerle sonuna kadar mücadele edecekleri uyarısında bulunan Arslan, işçilere yapılacak baskılara karşı savcılıklara suç duyurusu, Uluslararası Çalışma Örgütü'nü harekete geçirme ve Çalışma Bakanlığı'ndan teftiş isteme dahil bir dizi önlem alacaklarını söyledi.

Arslan, Hak-İş'in iktidara yakınlığını kullanarak taşeron işçileri üye yaptığı yönündeki Türk-İş'in iddialarının sorulması üzerine, “12 Eylül döneminde Türk-İş darbecilerle işbirliği yaptı” diye konuştu.

Erdoğan Süzer / Sözcü

29 Mart 2019 Cuma

Çalışan annelere çalışma hayatında birçok hak tanınıyor

Çalışan annelere; süt parası, doğum yardımı, iş göremezlik ödeneği, yarı zamanlı çalışma parası olarak en az 9 bin 214 lira ödeniyor. İşte annelere sağlanan destekler:

Çalışan-çalışmayan tüm anneler doğum yardımı alıyor. Doğum yardımı birinci çocuk için 300 lira, ikinci çocuk için 400 lira, üçüncü ve sonraki çocuklar için 600 lira. Başvuru kaymakamlıklara yapılıyor.
Anneler süt parası ya da bir başka isimle emzirme ödeneği de alıyor. 2019 yılı için alınacak süt parası 180 lira. Emzirme ödeneği almak için de kadının ya da eşinin sigortalı olması yeterli oluyor.

Doğum öncesi ve sonrası 16 hafta izin kullanan annelere, bu sürenin parası devlet tarafından ödeniyor. Bu yıl asgari ücretli çalışan bir annenin alacağı doğum parası 6 bin 367 lira.

Anneler yarı zamanlı çalışma fırsatı ile İŞKUR'dan ödenek alabiliyor.

(Takvim)

27 Mart 2019 Çarşamba

Bayram ve resmi tatilde çalışana ek ücret zorunlu

Resmi tatil günlerinde çalışan işçilere ek ücret ödenmesi kanunu bir zorunluluk. Sözleşmesinde aksi bir hüküm yoksa işçiler resmi tatillerde zorla çalıştırılamaz. Eğer çalıştırılırsa tazminatını alıp ayrılabilir.
Çalışanlar için tatil günlerinin haftanın hangi gününe geldiği, tatilin uzatılıp uzatılamayacağı çok önemlidir. Bu yıl içinde nisan ve mayıs ayında 23 Nisan, 1 Mayıs ve 19 Mayıs gibi üç tane genel resmi tatil günü, haziran ayındaysa Ramazan Bayramı var. 23 Nisan, 1 ve 19 Mayıs ile Ramazan Bayramı İş Kanunu’na göre genel tatil günleridir.

ÇALIŞMAK ZORUNLU MU?

Genel tatil günlerinde iznin nasıl uzatılabileceği ve günlerde çalışma karşılığında ne kadar ek ücrete hak kazanılacağı soruları işçilerin kafasında şimdiden belirmeye başladı. Bu konuda Yargıtay’ın yaklaşımı nettir. İşveren bayram ve genel tatil günlerinde çalıştırdığı işçiye ilave ücret ödemek zorunda.

İşçilerin ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştırılması ve ücret ödenmesiyle ilgili bazı kurallar var. Bu günlerde işçilerin çalıştırılabilmeleri için yazılı onaylarının alınması gerekiyor. Bu onay her yılın başında alınabileceği gibi, iş sözleşmesinde de yer alabilir. Eğer işçinin iş sözleşmesinde ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmayı kabul ettiğine dair bir ifade varsa, işçi bu günlerde çalışmayı kabul etmiş demektir. Ancak işçinin iş sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde bu yönde bir hüküm yoksa ayrıca yazılı bir onay da alınmamışsa işçi ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmak zorunda değildir. Yazılı onay vermemiş işçinin bu günlerde çalışmamış olması nedeniyle iş sözleşmesi feshedilirse kıdem tazminatını alması mümkün. Bunun için önce arabuluculuk sonra dava yoluna gidilmesi gerekiyor.

EK ÖDEME VERİLMELİ

İşçisini genel tatil günlerinde çalıştıran işverenin ilave ücret ödemesi gerekiyor. Dolayısıyla 23 Nisan’da, 1 ve 19 Mayıs’ta işçi çalışırsa iki günlük, çalışmazsa bir günlük ücretine hak kazanacaktır. Başka bir konuysa işçilerin genel tatil günlerinde çalıştıklarını ve ücretlerini alamadıklarını iddia etmeleri halinde bu iddialarını ispat etmeleri gerekmektedir.

Dolayısıyla bu konuda yazılı olarak belge üretilmesi, davalardaysa tanıklık çok önemli.

Sözleşmeler geçersiz

Bazı işverenler, işçinin ücretinin içinde genel tatil günü çalışması karşılığı ücretinin de bulunduğunu iddia edebiliyor. Yargıtay bu iddianın geçerli olmadığını açıkça ifade etmiştir. Bu konudaki Yargıtay içtihatlarına göre, iş sözleşmelerinde yer alan ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin aylık ücret miktarına dahil olduğuna ilişkin sözleşme hükümleri geçersizdir. 22. Hukuk Dairesi'nin 2018/22177 sayılı kararında da bu husus açıkça vurgulanmış ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçinin bu iddiasını ispatlaması halinde iş sözleşmesinde bu yönde hüküm bulunsa dahi ilave ücrete hak kazanacağı vurgulanmıştır.

Uzatma kararı işverende

Bu yıl 23 Nisan Salı gününe denk geliyor. Dolayısıyla haftanın beş günü çalışılan işyerlerinde işçi eğer pazartesi gününe yıllık izin alabilirse tatili 4 güne çıkartabilir. İşçinin pazartesi günü yıllık izin kullanıp kullanamayacağı tamamen işverene bağlıdır. İşveren izin verip sonradan telafi çalışması da yapabilir.

(Okan Güray Bülbül/Akşam)

1 Mart 2019 Cuma

Maaşı sürekli geç ödenen işçi tazminatıyla ayrılabilir

Bir işyerinde ücretin sürekli geç ödenmesi işçiye haklı fesih hakkı tanır. Akşam gazetesinden Okan Güray Bülbül, işçi tazminatıyla ilgili bilinmeyenleri köşesinde yazdı. İşte Bülbül'ün yazısı...

Çalışanın işvereni uyarmasına rağmen, işveren hâlâ maaşları aksatmaya devam ederse, bu durumda işçi tazminatını alarak ayrılabilir.

1- SORU: 13 Mayıs 2016 tarihli yazınızda maaş gecikmelerinin 10 günden fazla olması ve bunun süreklilik arz etmesi haklı fesih nedeni olabilir deniliyor. Bu konuda bana bir kaynak verebilir misiniz? (Yusuf Şanlı)

CEVAP: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesinde işçinin ücretinin geç ödenmesi halinde çalışmaktan kaçınabileceği hüküm altına alınmıştır. Ücretin sürekli bir şekilde geç ödenmesi işçiye haklı fesih hakkı tanımaktadır. Ücretin ne kadar geç ödenmesi halinde işçinin haklı nedenle iş sözleşmesini feshedebileceği Yargıtay kararları ve somut olaya göre karara bağlanmaktadır. İşçinin bu durumda işvereni uyarması ve ücretin geç ödenmeye devam edilmesi halinde iş sözleşmesini feshedeceğini bildirmesi ve feshin bu nedenle gerçekleştirildiğinin ortaya konulması gereklidir. Bu da, çalışana tazminatını alarak işten ayrılma hakkı getiriyor. Dolayısıyla bu nedenle iş sözleşmesini feshetmeyi düşünen işçilerin arabulucu ve mahkeme nezdinde sorun yaşamamak adına bu adımları izlemesi yerinde olacaktır.

Kayıtsız çalıştırmışsa cezası var

2- SORU: Özel sektörde SGK’lı 28 yıl çalıştıktan sonra 2008’de emekli oldum ve tazminatımı da aldım. Fakat işten ayrılmadım. Şimdi şirketi kapatacaklar ve herhangi bir hakkınız yok diyorlar. Kalan 10 yıllık tazminatımı alma hakkım var mı?

CEVAP: Bir kişi emekli olurken işyerinden kıdem tazminatını alarak ayrılabilir. Siz de 28 yıllık tazminatınızı almışsınız. Emekli olduktan sonraki çalışmanız süresince eğer aylığınızı da almak istiyorsanız işverenin sizi sosyal güvenlik destek primi ödeyerek çalıştırması gerekir. İşyeri kapandığı için diğer çalışanlar gibi sizin de tazminat alma hakkınız bulunmaktadır. İşveren sosyal güvenlik destek primi ödeyerek sizi çalıştırmamışsa kanuna aykırı bir işlem yapmış demektir. Bunun da işverene cezai yaptırımları bulunur. Bu 10 yıllık sürede sizi sigortasız ve kayıtlı olmadan çalıştırmışsa tazminatınızı almak için hukuki yollara başvurmanız gerekecektir.

Lise stajlarının durumu farklı

3- SORU: E-Devlet’te işe ilk giriş tarihim 14.09.1998. Meslek lisesi mezunuyum staj yaparken o dönemde, SSK’ya ait bir kart vermişlerdi ancak prim ödemesi yoktu. Asıl ise giriş tarihim 2004. emeklilikte hangi tarih dikkate alınıyor? (Tamer Özdil)

CEVAP: Meslek lisesinde yapılan stajlar bu dönemde uzun vadeli sigorta kollarına prim ödenmediği için emeklilik hesabında dikkate alınmaz.

İkinci taksidini geciktirmemeli

4- SORU: Ekim 2018’de 5 sene çalıştığım işyerinden çıkarıldım. İşveren kıdem tazminatımı 2 taksitte ödeyeceğini söyledi ve ilk taksiti banka hesabıma yatırdı. Bir sözleşme yapmadık. İkinci taksidi kasımda vereceğini sözlü olarak söyledi fakat hâlâ ödemedi. Ne yapabilirim? (Ceyhun Durmaz)

CEVAP: İşçiyle işveren anlaşırsa kıdem tazminatı taksitle ödenebilir. İşverenle görüşerek ikinci taksidi ödemesi için bir tarih belirleyerek bir ihtar çekebelir, bu tarihte ödenmezse arabulucuya gidep hukuki yollardan hakkınızı talep edebilirsizin.


21 Ocak 2019 Pazartesi

Milyonlarca vatandaşı ilgilendiriyor! Tazminat almanın yolu nelerdir?

Milyonlarca vatandaşı ilgilendiriyo! İşçi işveren anlaşmazlıkları artık mahkemeden önce arabulucuya gidiyor. En geç 1 ayda çözülen davalar hem çalışana hem işverene kazandırıyor. İşte tazminat ile ilgili diğer ayrıntılar.
Türkiye'de geçtiğimiz yıldan bu yana arabuluculuk sistemi uygulanıyor. İşçi ve işveren anlaşmazlıklarında mahkemeye gitme şartı artık arabulucuya müracaattan geçiyor. Yani dava açmak isteyenler önce arabulucuya gidecek eğer sorun çözülemezse mahkemeye gidebilecek. Zaten bize gelen soruların çoğuna verdiğimiz cevaplarda da "arabulucuya gidin" diyoruz.

EKSİK BİLGİLER VAR

Özellikle tazminat, işe dönüş ve maaş alacakları gibi konularda arabulucu şartı bulunuyor. Bu konuda bazı eksik bilgiler olduğunu gelen sorulardan anlıyorum. O yüzden bugün size kısa bir arabulucu rehberi hazırladım.

*SİSTEM NELERİ KAPSIYOR?

Arabulucuya gitme zorunluluğu olan konular, ücret, fazla mesai alacağı, yıllık izin ücreti, resmi tatil ücreti, ikramiye, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, işe iade ve işveren alacağı taleplerinden oluşuyor. Bu tür anlaşmazlıklarda mahkemeden önce arabulucuya gidilmesi zorunlu.

*DİREKT MAHKEMEYE BAŞVURANLARIN TALEPLERİ NE OLACAK?

Arabulucuya gitmeden önce iş mahkemesine başvurulmaması gerekiyor. Ancak İş Mahkemesi'ne gidildiğinde mahkeme arabulucuya gitme şartı arayacak. Bunu göremeyince talepler usulden reddedilecek. O yüzden zaman kaybı yaşamamanız için önce arabulucuya gitmek gerekiyor.

*BAŞVURU İÇİN BİR SÜRE SINIRI VAR MI?

Evet var. İşçinin sözleşmesinin sona ermesinin kendisine bildirilmesinden sonra 1 ay içinde başvurması gerek. Bu süreyi geçirmemek gerekiyor.

*ARABULUCU NASIL SEÇİLECEK?

Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılacak. Bunun için adliyelerden bilgi alınabilir.

*DAVA NE KADAR SÜREDE ÇÖZÜLECEK?

Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırmak zorunda. Bu süre en fazla bir hafta uzatılabiliyor. Böylece dosyanın bir ay içinde sonuca ulaştırılması gerekiyor. Daha önce yıllar süren ve insanları canından bezdiren dava aşamaları böylece 1 aya kadar inmiş bulunuyor.

*ARABULUCU ÜCRETLİ Mİ?

Evet arabulucular için ücret ödeniyor. Ücret tarifeleri her yıl Ocak ayında belirlenip ilan ediliyor. Bu tarife dışında ücret alınmıyor.

*ÜCRETİ KİM ÖDEYECEK?

Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanıyor.

*VARILAN ANLAŞMA BAĞLAYICI MI?

Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varmaları halinde, söz konusu anlaşmanın kapsamı anlaşma belgesinde düzenlenir. İmzalanan anlaşma belgesi mahkeme kararı niteliğinde belge sayılıyor. Bu yüzden anlaşılan konuların yargıya taşınması mümkün olmuyor. Anlaşmaya vardığınızda imzalayacağınız belgeleri iyi okumanızı tavsiye ederim.

*TARAFLAR ANLAŞMAZSA NE OLACAK?

Arabulucuya gitme zorunluluğu bulunuyor ama anlaşmayla sonuçlanacak diye bir zorunluluk bulunmuyor. Anlaşma sağlanamadığında mahkemeye gidilebiliyor. Anlaşma olmadığı takdirde arabulucu şartı yerine gelmiş olduğundan İş mahkemelerine dava açılabiliyor.

*ARABULUCU TOPLANTISINA GİDİLMEZSE NE OLUR?

Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutuluyor. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması durumunda ise konu yine mahkemeye taşınıyor.

*YASADAN ÖNCE AÇILAN DAVALAR NE OLACAK?

Daha önce açılan davalar normal seyrinde devam edecek ve onlarda arabulucu şartı aranmayacak.

Sabah

Bunu yapan yandı! İşten kaytarmak için...

Hasta olmamasına rağmen sürekli sağlık raporu alarak devamsızlık yapan işçi kapı önüne konuldu. İşe iâde davası açan işçiye Yargıtay’dan da kötü haber geldi.
İstanbul'da yükleme işçisi olarak çalıştığı işyerinden, 'sık sık rapor alıp devamsızlık yaptığı' gerekçesiyle kovulan genç, soluğu İş Mahkemesi'nde aldı. Davacı işçi, feshin geçersizliğine, işe iâdesine ve kanunî sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istedi.

Davalı işveren, davacının kaytarmak için sürekli rapor aldığını öne sürdü. Mahkeme davanın reddine hükmetti. Taraf avukatları mahkemenin red kararına karşı istinaf başvurusunda bulundu. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dâiresi davacı avukatının istinaf müracaatını kabul ederek işçinin işe iâdesine hükmetti. Bu kez davalı avukatı kararı temyiz etti.

Yargıtay 9. Hukuk Dâiresi emsâl bir karara imza attı. Kararda, davacının iş akdinin haksız ve geçersiz olarak hasta olmadığı halde raporlar getirip kasten devamsızlık yaptığı gerekçesiyle İş Kanunu'nun 25/2. maddesi gereğince feshedildiği hatırlatıldı. Kararda şöyle denildi:

"Sık sık rapor alma halinde, işveren aralıklı da olsa işçinin iş görme ediminden faydalanamayacaktır. Sık sık hastalanan ve rapor alan işçinin, bu sebeple devamsızlığının iş yerinde olumsuzluklara yol açacağı açık bir olgudur. İş Kanunu'nun gerekçesinde sık sık hastalanmanın yeterlilikten kaynaklanan neden olarak örnek kabilinden sayılması, iş yerinde olumsuzluklara yol açtığının kabul edilmesindendir. Somut uyuşmazlıkta, davacının iş sözleşmesi 'Muhtelif sağlık birimlerinden hasta olmadığınız hâlde raporlar getirip, işe kasten devamsızlıkta bulunmanız' gerekçesi ile 4857 sayılı kanunun 25/I2. maddesi uyarınca tarihinde feshedilmiştir. Davacının haklı sebep niteliğinde olmayan ancak sık sık rapor alma şeklindeki davranışının iş akışını bozacağı açık olup, işverenin buna katlanması beklenemez. Davacının iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayanmadığı, ancak sık sık rahatsızlanarak rapor alan davacının davranışının fesih için geçerli sebep oluşturduğu kabul edilmelidir. Bölge Adliye Mahkemesi'nin temyiz edilen kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve Dâiremizce İş Kanununun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi'nin temyiz edilen kararının bozularak ortadan kaldırılmasına, davanın reddine oy birliği ile karar verilmiştir."

Milliyet

17 Ocak 2019 Perşembe

İşsizlik ödeneğinden yararlanmak için "son 120 günlük prim ödeyerek sürekli çalışma" şartı kaldırıldı

İşsizlik ödeneğinden yararlanmak için "son 120 günlük prim ödeyerek sürekli çalışma" şartı kaldırılacak, "hizmet akdine tabi" olarak çalışmak yeterli olacak. Böylece, 120 gün boyunca hizmet akdine tabi olmasına karşın devamsızlık hallerinden kaynaklı ödememe durumu ortadan kaldırılacak.

https://www.borsagundem.com/haber/varlik-finansmani-fonlarina-bsmv-istisnasi/1379578

14 Ocak 2019 Pazartesi

Kıdem tazminatı tavanı yükseldi

Son zamanlarda çok tartışılan kıdem tazminatı ile ilgili Milliyet yazarı Cem Kılıç, köşesinde kıdem tazminatının tavan fiyatını kaleme aldı.

İşte Cem Kılıç'ın yazısı...

Kıdem tazminatı çalışma hayatının en önemli ve hassas konularından biri. Çalışanlar için kıdem tazminatı işyerinden ayrılmanın sonrasında elde edilen ve işsiz kalınan dönemde veya emeklilikte pek çok eksiği kapatan parasal bir hak. İşverenler açısından ise işçi çalıştırmanın maliyetleri arasında. Bu nedenle, işveren ve işçi tarafının kıdem tazminatına bakış açıları çok farklı. Kıdem tazminatı açısından teknik bir detay ise yılbaşında ve Temmuz ayında tavanın artması. Peki kıdem tazminatı tavanının artması ne anlama geliyor.

Kimler hak kazanabilir?

Kıdem tazminatı hakkı işçilere tanınmış bir haktır. Bu kapsamda 4/a’lılar, yani eski adıyla SSK’lılar var. Borçlar Kanunu’na tabi olarak çalışan işçiler hariç tüm işçilerin kıdem tazminatı alma hakkı bulunuyor. Diğer yandan, Bağ-Kur’luların ve memurların kıdem tazminatı alma hakları yok. Basın İş ve Deniz İş Kanunu’na tabi çalışan gazetecilerin ve gemi adamlarının da kıdem tazminatı hakları söz konusu.

Kaç yıl çalışmış olmak gerekir?

Bir işçinin iş sözleşmesinin kanunda belirtilen nedenlerle sona ermesi, kıdem tazminatı alabilmesi için yeterli değil. Bunun yanında, aynı işverene bağlı olarak en az 1 yıl çalışmış olma şartı da söz konusu. Yani, bir işçi kanunda sayılan nedenlerle iş sözleşmesi feshedilmiş veya istifa etmiş olsa bile, en az 1 yıldır aynı işverene bağlı olarak çalışmamış ise kıdem tazminatı alamıyor.

Bir yıllık sürenin hesabı nasıl?

İşçinin kıdem tazminatı alabilmesi için gerekli 1 yıllık sürenin hesabında aynı işverene bağlı farklı işyerlerinde çalıştığı süreler birlikte değerlendirilir.
Örneğin (A) işverenine bağlı (B) işyerinde 5 ay ve (C) işyerinde 8 ay çalışmış bir işçi kıdem tazminatına hak kazanır. Bu noktada önemli olan, (B) ve (C) işyerlerinin aynı işverene ait olmasıdır.

İstifa eden işçinin kıdemi olur mu?

İşçiler genel olarak istifa ettiklerinde kıdem tazminatı alamazlar. Ancak bu durumun bazı istisnaları söz konusu. Buna göre; kadın işçiler evlilik tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde istifa ederlerse kıdem tazminatlarını alabilirler. Yine 8 Eylül 1999 ve öncesinde ilk kez sigortalı olan kişiler 15 yıl sigortalılık süresi ve 3 bin 600 gün prim ödeme gün sayısını doldurmuşlarsa, SGK’dan aldıkları yazıyı işverene verdikten sonra istifa ederek kıdem tazminatlarını alabilirler. Erkek işçiler askere giderken istifa ederek kıdem tazminatına hak kazanabilirler. Ancak her üç halde de kıdem tazminatı alınabilmesi için işçinin aynı işverene bağlı olarak en az 1 yıl çalışmış olması gerekir.

Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır?

İşçinin hak ettiği kıdem tazminatı, çalıştığı her 1 yıl için 30 günlük brüt ücreti kadardır. Dolayısıyla, 1 yıllık kıdemi olan işçi 1 aylık brüt ücreti tutarında kıdem tazminatına hak kazanır. 1 yılın altındaki süreler için orantılı olarak hesaplama yapılır. İşçinin brüt ücreti hesaplanırken sürekli olarak yapılan yardım ve primler de dahil edilir. Bu sebeple, kasa tazminatı, yemek yardımı, çocuk zammı gibi ödemeler de işçinin brüt ücretine dahil edilir ve bu ücret üzerinden kıdem tazminatı hesaplanır.

Diğer yandan, işçiler kıdem tazminatlarını o işverenin işyerinde geçirdikleri süre üzerinden alırlar.

Tavan neye göre belirleniyor?

Kıdem tazminatı işçinin brüt ücreti üzerinden hesaplanır ancak kıdem tazminatı tavanını aşamaz. Kıdem tazminatı tavanı en yüksek dereceli devlet memuru olan Başbakanlık müsteşarının 1 yıllık emekli ikramiyesine göre belirlenir. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan Mali ve Sosyal Haklar Genelgesine göre bu rakam, 2019 yılı için 6 bin 17 lira 60 kuruştur. İşçinin kıdem tazminatına esas brüt ücreti 10 bin TL bile olsa, 2019 yılı için her bir yıllık kıdeme karşılık alabileceği en yüksek kıdem 6 bin 17 lira 60 kuruştur.



11 Ocak 2019 Cuma

Doğum izin parası arttı

Çalışan anneler 16 hafta doğum izni alabiliyorlar. Devletin verdiği doğum izni ücreti bu yıl 1317 lira arttı. 2018 yılında bu rakam 5 bin 50 lirayken, 2019 yılında 6 bin 367 liraya çıktı.